<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0"><channel><title><![CDATA[My Site 6]]></title><description><![CDATA[My Site 6]]></description><link>https://www.acipayamsonsoz.com/blog</link><generator>RSS for Node</generator><lastBuildDate>Fri, 23 Oct 2026 08:53:52 GMT</lastBuildDate><atom:link href="https://www.acipayamsonsoz.com/blog-feed.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/><item><title><![CDATA[KÖŞE YAZISI ]]></title><description><![CDATA[TABULA RASA “İnsan doğduğunda tamamen boş bir tablettir” düşüncesi, özellikle John Locke ile özdeşleşen tabula rasa yaklaşımı, Batı düşüncesinde çok büyük etkiler yarattı. Ancak küçük bir düzeltme önemli: Locke, zihnin doğuştan hiçbir yeteneğe sahip olmadığını söylemekten çok, doğuştan hazır fikirlerin (innate ideas) bulunmadığını ve bilgimizin deneyimden kaynaklandığını savunuyordu. En büyük etkisi: Eğitimin önemini artırması Eğer insanın düşünceleri doğuştan belirlenmiş değil de...]]></description><link>https://www.acipayamsonsoz.com/post/tabula-rasa</link><guid isPermaLink="false">6ad90b805f1248be6245bde3</guid><pubDate>Wed, 21 Oct 2026 18:59:24 GMT</pubDate><dc:creator>ömer faruk yıldız</dc:creator></item></channel></rss>